BİR ŞEHİT ANASINI AHİRET YURDUNA UĞURLARKEN

0
71

Çok karışık duygular içerisindeyim.

Bugün öğle namazını müteakip ANKARA’nın Çubuk ilçesinin Kuruçay köyünde, Nuriye TÜRKÖNE Hanımefendi’yi toprağa verdik.

Cenaze namazında, cami imamı hoca efendi şöyle dedi:

”Köyümüzün bir bilenini, herkesin akıl danıştığı, herkese yol gösteren, düşkünün elinden tutup yoksula yardım eden, iyilik timsali bir annemizi, gerçek bir Osmanlı hanımefendisini ahirete uğurluyoruz”.

Hoca efendinin, merhumeye helallik isterken yaptığı bu kısa konuşma bile ahiret yurdunda inşallah cennette ve önemli bir makamda olacağının işaretidir.

Nuriye TÜRKÖNE Hanımefendi, Ahmet TÜRKÖNE ağabeyimizin saygıdeğer eşi ve Muhittin, Mümtaz’er, merhum Mustafa TÜRKÖNE’nin anneleri.

Bir süredir YALOVA’da yaşamalarına rağmen, vasiyeti üzerine oğlu Şehit Mustafa TÜRKÖNE’nin yanı başına defnedildi.

Böylece 38 yıllık hasret de bitmiş oldu. Artık sonsuzluğa kadar yan yana uyuyacaklar.

Pekiyi Mustafa TÜRKÖNE kimdi?

Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Kuruçay köyündendi. Ankara Siteler, Yıldıztepe mahallesinde oturuyor olup 21 yaşındaydı. Tabelacılık yapıyordu. Ülkücülük suçundan (!) girdiği cezaevinden yeni çıkmıştı. Olay günü, gece Ulubey mahallesinde komünist militanlar tarafından kurşunlandığında kalbinden yediği tek kurşunla vurularak şehit oldu. Ülkücü dergi ve gazetelerde şiir ve hikayeleri yayınlanmıştı.

Zaten Nuriye anne de bütün şehit anneleri gibi ömrünün kalan kısmını büyük acılarla adeta ”bir yaşayan ölü” olarak geçirmiştir muhtemelen.

Üstelik son bir yıldır oğlu Prof. Dr. Mümtaz’er TÜRKÖNE de Silivri cezaevinde tutuklu.

Hatırlar mısınız, şair Yavuz Bülent BAKİLER ağabey ANALAR şiirinin bir bölümünde:

”Mahkumun anası susar konuşmaz
Suçu kendisinde sanır.
Kaçar insanlardan aydınlıklardan
Duvarlara bile baksa utanır” diyordu.

Mümtaz’er TÜRKÖNE hepinizin bildiği gibi siyaset bilimi hocası. Şu anda tutuklu. Hakkındaki iddiaları biz de bilmiyoruz, kendisi de bilmiyor. Onun için bu konuda herhangi bir lehte veya aleyhte kanaat belirtmenin doğru olmadığını düşünüyorum. 
Dileriz ki masumiyeti anlaşılarak adaletin tecellisi ile tez zamanda hürriyetine kavuşsun.

Mümtaz’er TÜRKÖNE aynı zamanda ünlü bir gazeteci, ayrıca siyaset bilimi, demokrasi, sivilleşme konularında birçok kitapları ve yayınlanmış yüzlerce makalesi var.

Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Ülkü Ocağı Başkanı, daha sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezi eğitimden sorumlu genel sekreteri idi.

12 Eylül1980 askeri darbesinde, C-5’lerde işkence gördü, aylarca cezaevinde kaldı.

Mümtaz’er TÜRKÖNE ve Ahmet Turan ALKAN bizim için “Merdin dayanıp, namerdin kaçtığı” 12 Eylül 1980 öncesi günlerde, aynı saflarda beynelmilel emperyalizmin yerli uşaklarına karşı birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızdı.

Bugün eğer varsa suçları, bu dünyada da öbür dünyada da hesabını verirler.

Bunları yazmamın sebebi, ne Mümtaz’er Bey’i müdafaa etmek, ne de son 5-6 senedir durduğu yeri tasvip etmektir.

Cenaze merasiminde, Mümtaz’er TÜRKÖNE’nin üniversitedeki arkadaşlarından, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden hemen hiç kimsenin olmaması, ünlü bir gazeteci iken onunla tanışmak için sıraya girenlerden hiç kimsenin bulunmaması, şu anda siyasette mühim mevkiler işgal eden veya “paralel yapı” ile yolları ayrılmadan önce Mümtaz’er TÜRKÖNE’yi el üstünde tutan siyaset ağalarının hiçbirinin olmaması korku dağları sardığı için normal karşılanabilir.

Ama, bugün toprağa verdiğimiz hanımefendi, aynı zamanda ülkücü Şehit Mustafa TÜRKÖNE’nin annesiydi.

Şehit Mustafa’nın ülküdaşları ve şehit Mustafaların kanları üzerinden siyaset yapan siyaset baronlarından da kimse yoktu.

Cenazede görebildiklerim ise;

TÜRKÖNE ailesinin mensupları, Mümtaze’er ile kelepçelenmiş bir jandarma eri, etrafında etten bir duvar ören jandarma erleri,

Kuruçay’ın vefakâr sakinleri,

Cenazeye beraber gittiğimiz aziz arkadaşım, Ülküdaşım, Kardaşım Erzurum Ülkü Ocakları eski Başkanlarından Muammer CİNDİLLİ Bey,

Ankara’dan Ülkü Ocakları eski Genel Başkanlarından gazeteci, yazar Servet AVCI,

Ülkü Ocakları eski yöneticilerinden Mahir DAMATLAR, Erol DOK, Aziz BAL, öğrencilik yıllarından beri arkadaşı olan üniversitede profesör vefalı bir dostu ve şimdi isimlerini zikredersem muktedirlerin tazyikinde kalacaklarını tahmin ettiğim birkaç vefalı dost, devlet memuru …

Cenazeden sonra Muammer CİNDİLLİ Bey’i trene yetiştirmek için hızla Ankara’ya dönerken merhum Hüseyin Nihal ATSIZ’ın “Yolların Sonu” şiirinden dörtlükler mırıldanıyordum:

Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden 
İtler bile gülecek kimsesizliğimize

Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların …
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda
Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda …

Bir kere daha anladım ki, hakikaten “vefa”, İstanbul’da bir semtin adıymış …

*

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here