GÜN SAZAK – BİR ŞEHİDİN YOLCULUĞU-19

0
22

CUMHURBAŞKANI SEÇEMEYEN MECLİS 

 

1980 Nisan ayının ilk haftasında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresi doluyordu. Demirel’le Ecevit bir aday üzerinde anlaşamayınca ülke yeni bir siyasi krize giriyordu. Senato Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil’in cumhurbaşkanlığına vekaleti ve seçim turları 5 ay sürecek, bu düğüm çözülemeyecekti. 

 

Bu yılın Ocak-Nisan ayları arasında öldürülen Ülkücülerin sayısı üç yüzü açmıştı. Öte yandan ordunun üst kademelerinde bir askeri darbe hazırlığının olduğuna dair haberler yayılmaktaydı. MHP bu şartlar altında Türkiye’nin selamete çıkabilmesi için bir erken seçimin yapılmasını istiyordu. Adalet Partisi seçime taraftardı ancak Ecevit ve Erbakan buna şiddetle karşı çıkıyordu. Cumhurbaşkanı’nı seçemeyen Türkiye, kaygan bir zemin üzerinde hızla kayıyordu. Eğer Ecevit ve Erbakan erken seçime razı olsa veya Ecevit’le Demirel siyasi rekabeti bir siyasi düşmanlığa dönüştürmeselerdi yapılacak bir erken seçimin ilanı ile belki de generaller askeri darbe yapmaya teşebbüs edecek cesareti bulamayacaklardı. 

 

Sisli Dünyadaki Bazı Dostlar:

Her insan gibi Gün Bey’in de aile, akraba, arkadaş çevresinde iş ve siyaset dünyasında rengarenk insanlarla örülü bir muhiti vardı.

 

Onun dışarıdan az bilinen çevresinde ise; yardım ettiği yoksul aileler, düğünü yapılan yetim kızlar, üniversitede okuyan fakir aile çocukları, sakat olduğundan çalışamayan babalar yer alıyordu. Süleyman Sürmen anlatıyor:

 

‘’O, yaptıklarını Allah rızası ve millet için yapardı.

Başkaları tarafından duyulması, bilinmesi onu ilgilendirmezdi. 

Yardımı da zikir gibi sessizce, şak şakaya vermeden yapardı. Mertliğin, dürüstlüğün, merhametin heykeli gibiydi.’’ 

Esat Güçhan anlatıyor: 

‘’İhtiyaç içinde olanların yardımına koşar, yaptığı hayır ve hasenatın reklamını, sergilenmesini sevmezdi. Tek ölçüsü, Allah’ın rızasını kazanabilmek idi.’’ 

 

Gün Bey mali sıkıntılar içerisinde kıvrandığı dönemlerde bile köyünden, yakın uzak akrabalarından, baba dostlarından, mektupla veya bizzat gelerek sıkıntılarını anlatan yardım talep eden insanların hiçbirini boş çevirmez bulup buruşturup o ihtiyacı karşılamaya çalışırdı. 

 

Bir gün eşi Nilgün Hanım: 

‘’Bu nasıl şey Allah aşkına, siz borç içinde kıvranırken, borçlarınız için faiz öderken; eş, dost, akraba ya da köylülerden birinin sıkıntısını gidermek için borç alıp onlara veriyorsunuz. Aklım ermiyor sizin işlerinize…’’ 

Gün Bey, eşinin sözüne güler: 

‘’Evet, kanun böyle… bu, bize babamızdan, dedelerimizden kalmış bir kanun. Kendimiz sıkıntıda olsak bile onların derdine çare bulmaya çalışmak, bizim için vazifedir. Babam rahmetliden çok duydum: Ağa çocuğu olarak doğmuşsan, fakir fukaraya borçlu doğdun demektir.’’  

 

İş Hayatında Doruğa Çıkış 

 

1980’in ilk aylarında Yüksel İnşaat’ın teknik adamlarını histeri krizi halinde sarmış olan bir hedef vardı: Altınkaya Barajı’nın ihalesini kazanmak! 

 

Dönemin başarılı inşaat şirketlerinden, kurucusu ve sahibinin de Gün Bey gibi mümtaz bir Türk milliyetçisi olan İdris Yamantürk’ün şirketi Güriş ile Yüksel İnşaat bu ihaleye girebilmek için bir ortaklık oluştururlar. 

 

İdris Yamantürk şirket yöneticilerine ilk talimatı ertesi gün vermiştir:

‘’Ortaklık kurmak çok kolaydır. Yürütmek ise sabır ve karşılıklı saygı ister. İki şirket arasında doğacak küçük meseleler yüzünden anlaşmazlık çıkarmayacaksınız. Gün Bey’le ikimizi, böyle bir konu hakkında konuşmak zorunda bırakmayacaksınız…’’ 

 

Altınkaya Barajı ile Yüksel İnşaat, Türkiye’de yüksek düzeyde bir müteahhit firma haline gelmişti. 

 

Gün Sazak’ın yirmi yıllık didinmesi, emeği, sabrı hedefe ulaşmış, iş hayatında doruğa çıkmıştı. 

 

Gün Sazak Bey’e Koruma Verilmiyor:

 

MHP Genel Merkezi, sürekli saldırılara hedef olan partinin yöneticilerinin korunması için ısrarla başvurular yapıyor, devletten korunma talebinde bulunuyordu. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, bu talepler karşısında vurdumduymaz havasını sürdürüyordu. 

 

1979 Mart’ında Yüksel inşaatın İdare Meclisi başkanlığını yapan Ömer Sunar’ın öldürülmesinden sonra Gün Bey’e bir koruma verilmiş, daha sonra Sıkıyönetim Komutanı General Nihat Özer’in emriyle bu koruma geri çekilmişti. Esat Güçhan anlatıyor:

 

’Gün Bey’in koruması vardı fakat alınmıştı. Ben son derecede rahatsız olmuştum. Bunu kendisine de ifade ettim. Gün Bey, bekçinin geri çekildiğini ancak müdahale etmememi istedi. Ben buna rağmen Ankara Valisi Vecdi Gönül’e gidip, Gün Bey’in korumasıyla ilgili kendilerinden şahsen ilgilerini istirham ettim. Vecdi Bey, korumayı sıkıyönetim komutanının kaldırdığını, Vali olarak re’sen koruma veremeyeceğini, ancak partinin sıkıyönetim komutanına resmi yazı yazarak koruma isteyebileceğini söyledi. Bu durumu Gün Bey’e aktardım. ‘’Allah’ın takdiri ne ise o olur, insanı bekçiler değil Allah korur.’’ dedi. Burada şu çok önemlidir; Ankara’nın o günkü ortamında sıkıyönetim komutanının şahsi emriyle koruma kaldırılmıştır.’’ 

 

Bunun üzerine MHP Genel Başkanlığı, yeni bir müracaatta bulunarak, Genel Başkan Yardımcısı Sazak’ın, bazı terör örgütleri tarafından hedef seçildiğini, İçişleri Bakanlığında bu yönde bilgiler bulunduğunu, kendisinin yakın korumaya alınmasını istemişti. 

Gün Bey: ‘’Uğraşmayın. Bu adamları ben iyi tanırım. Vermezler. Benim için muhannetlere baş eğmeyin. Her şey takdirledir; takdirden fazlası hiçbir zaman olmaz.’’ 

 

‘’Kendisine has tebessümü ile şöyle diyordu: ‘Beni müdafaa görevini deruhte edecek olanın, kanunlarımıza göre ruhsatlı tabancaya sahip olması gerekir. Kaldı ki, ruhsatlı da olsa, bir yakınıma beni koruma vazifesini tahmil edemem…’’ 

 

Namık Kemal Zeybek anlatıyor:

‘’Bir gün kendisine Ülkücü gençlerden bir grubun koruma olarak görevlendirilmesini teklif ettim. Cevaben: 

‘’Bu çocuklardan biri vurulur da ben sağ kalırsam, kurtulmuş mu olacağım? Sonrasına yaşamak mı denir? Siz beni bırakın da bu adamcağızı iyi koruyun’’ diyerek Türkeş’i işaret ediyordu. 

Şehadetin Bir İşareti Ahmet Er’in Rüyası: 

 

Mayıs ortasında bir gün Ahmet Er, Gün Bey’in odasına girdiğinde içeride birkaç arkadaş sohbet ediyorlardı. Oturup konuşulanları dinlerken ikide bir başını çevirip Gün Bey’e bakıyordu. Halinde bir gariplik seziliyordu. İnsan, çok sevdiği, uzun zamandır görmediği ve özlediği bir kimseye böyle bakardı. Bir an gözlerini kaçırıyor, önüne bakıyor, sonra aynı özleyiş yüklü, sevgi dolu bakışlarını Gün Bey’e çeviriyordu. Sanki biraz şaşkın ve ürkekti. 

Biraz sonra yutkunarak ve kelimeleri seçerek konuşmaya başladı:

‘’Gün Bey’im rüyamda seni gördüm…’’

‘’Hayırdır inşallah…’’

 

Gün Bey, Ahmet Er’e ayrı bir yakınlık duyardı. Onun dalgalı, coşkun, sevimli, çoğu zaman çocuksu hallerini iyi bilir, ona sıkça takılırdı. Tasavvuf deryasından damlalar saçtığı zaman büyük bir hazla dinlerdi. Çoğu zaman onunla sohbet etmek, uçsuz bucaksız alemlere kanat açmak demekti. Ahmet Bey’i evinde misafir etmekten hoşlanır, fırsat buldukça emrivaki ile alır götürürdü. 

 

Şimdi gülümseyerek rüyayı anlatmasını bekliyordu. 

‘’Seni bir mecliste gördüm. Huzur dolu, ferah, güzel, muhteşem bir alem; Allah biliyor, oradaki havayı, oradaki ışığı, renkleri ve oradaki insanları tarif etmeye benim gücüm yetmez. Seçilmiş, nimet verilmiş, övülmüş insanlar arasındaydın. Herkesin yüzü nurlu, huzurlu; herkesin herkesi sevdiği hallerinden anlaşılıyordu. Sen onlardan biriydin; giydiğin elbise sahip olduğun yüksek rütbeyi gösteriyordu. 

Size yakındım ama yanınıza varamıyordum, aranızda ne konuştuğunuzu duyamıyordum, buna izin yoktu; sadece bakıyor, seyrediyordum. Size öyle imreniyor, aranızda olabilmeye öyle özeniyordum ki, içimde garip bir sızı uzayıp gidiyordu. Ama seni o seçilmişler arasında gördüğüm için de yüreğimde sevinç duyuyordum… 

Uyanıp rüyayı hatırlayınca aynı sevinci hissettim. Senin, Allah’a bizim fark edemediğimiz bir yakınlığın olduğunu düşündüm…’’

MHP Genel Merkezi’nde Ahmet Bey’in rüyasını duymuş olanlar, Gün Bey’in dürüstlüğü, temiz yürekliliği ve hayırseverliği ile bağdaşan yorumlar yapıyorlardı. 

Gün Bey, o akşam evde eşine ‘’Bizim Derviş Ahmet, beni düşünde görmüş…’’ diyerek ondan dinlediklerini anlatır. 

Devam edeceğiz…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here