MHP Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ’ye Açık Mektup – 26

0
5

Sayın Genel Başkan;

24 Haziran 2015 seçimlerinden hemen sonra memleketim Kahramanmaraş`a giderken her seferinde olduğu gibi yol üzerindeki Kırıkkale, Kırşehir, Kayseri, Göksun, Afşin, Elbistan ve Kahramanmaraş merkezindeki birçok dost ve arkadaşımızı, ülküdaşımızı ziyaret edip, Türkiye ve dünyanın geleceği ile ilgili sohbetler etmiştik.

Bu görüşmeler esnasında, edindiğimiz intibalar bizi partimizin geleceği açısından endişelendirmişti.

Sadece bu saydığımız merkezlerde değil, Türkiye genelinde de değişik vesilelerle görüştüğümüz partililerimiz, MHP’nin “hükümet ortağı olmamak” noktasındaki inat ve ısrarına şiddetle karşı çıkıyor ve 1 Kasım 2015`te yapılacak olan genel seçimlerde, MHP’den desteklerini çekeceklerini ifade ediyorlardı.

Özellikle tektsil işkolunda çalışanların yoğun olduğu Kahramanmaraş merkezde, MHP`nin; “Asgari ücreti yükselteceğiz” vaadine rağmen, kurulacak hükümete dahi katılmadığından dolayı yakınmışlar ve MHP`ye oy vermeyeceklerini açık açık söylemişlerdi.

            Aynı gün MHP sayın genel başkan yardımcılarından bir arkadaşımızı (M.K.) telefonla arayarak durumu ve edindiğim intibaları aktararak:

“Korkarım ki, 1 Kasım 2015 seçimlerinde %50 oy kaybedeceğiz.” dedim.

Sayın genel başkan yardımcısı da bize:

“Boşver ağabey, bu söyledikleriniz AK Partililer’in yalanı!” cevabını vermişti.

           Sonunda ne yazık ki, biz haklı çıktık.

Türk milleti, 1 Kasım 2015 seçimlerinde, MHP’den büyük ölçüde desteğini çekerek milletvekili sayısını 80’den 40’a düşürdü. AK Parti’yi yeniden, tek başına iktidara taşıdı.

Kazanılan veya kaybedilen milletvekili sayısını hiç umursamadığınızı, Haziran 2015 seçimlerinden sonraki ilk grup toplantısında, MHP milletvekillerinin yüzüne karşı:

“Ben; birileri genel müdür olacak, birileri daire başkanı olacak diye iktidar ortağı olmam. Benim için 80 milletvekili ile 20 milletvekilinin hiç bir farkı yoktur!” meydan okumasıyla zaten ortaya koymuştunuz.

Sayın Genel Başkan;

Eğer, 2015 genel seçimlerinden sonra hükümet ortağı olsaydınız, bir yıl sonra karşınıza çıkan olağanüstü kurultay talepleri ve ayrılmalar yaşanır mıydı?

Hangi babayiğit, hükümet ortağı olmuş bir partinin genel başkanına karşı adaylık cesareti gösterebilirdi?

AKP`liler yeniden, tek başına iktidara gelmenin sevincini yaşarken, MHP`lierin payına da yine bir hüsranı yaşamak düştü.

Esasen, “Kazanılan veya kaybedilen milletvekili sayısını hiç umursamadığınızı” defaatle ifade ettiğiniz gibi; siyasetten maksadın iktidara gelmek olduğu gerçeğini kabul eden MHP`liler, iktidara gelmemek ve her seçimden sonra yeni bir seçim çağrınızdan gına getirmiş olacaklar ki, MHP`da ayrılık rüzgârları yavaş yavaş fırtınaya dönüştü.

Ortaya bir değil, birkaç genel başkan adayı çıktı ve olağanüstü genel kurul talebinde bulundular.

Bir önceki Kurultay’a giderken, bütün il teşkilatlarında, her birini büyük titizlikle ve çok sıkı kontrollerle tespit ettirip seçtirdiğiniz ve Kurultay`da:

“Aziz Dava Arkadaşlarım, Muhterem Ülküdaşlarım, Sevgili Bozkurtlarım” ifadelerinizle iltifatlarınıza mazhar olan büyük Kurultay delegelerinin 700`den fazlasının noter kanalıyla imzalı müracaatları üzerine, Olağanüstü Kurultay`a gidilmiş ve 19 Haziran 2016`da yapılan Kurultay`da delegelerin büyük çoğunluğu ile önemli kararlar alınmıştı.

MHP Genel Merkez avukatlarının yaptığı itiraz üzerine, “Türkiye`de rastlanmamış bir sür’atle” 20 Haziran 2016`da, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bu Kurultay iptal edilerek her vesile ile kutsadığınız “Ülkücü irade” yok sayılmıştı.

Bu Olağanüstü Kurultay Kararı`nın engellenmesi sadece Milliyetçi Hareket Partisi için değil, Türk demokrasisi için de büyük bir kayıp olacaktı.

Parti içi demokrasiye darbe vuran ve meşruiyet sınırları içerisinde hak arama yollarını tıkayan bu tutum ve kararlar, Türk siyasetinde kötü birer emsal olarak kalacaktı.

Halbuki, 25 yıl önce ilk genel başkan seçildiğinizde, “Şeref sözü” vererek vaadettiğiniz hususlardan en başta geleni “Parti içi demokrasi” idi.

Sayın Genel Başkan;

Olağanüstü Genel Kurul talebinde bulunan veya MHP Genel Başkanlığı`na aday olan zevattan hiçbirisi ile sizin kadar hukukumuz olmamıştır. Bazılarıyla hayatımız boyunca sadece bir veya iki defa karşılaşmıştık.

Halbuki zât-ı aliniz bu arkadaşları, “genel başkan yardımcılığı”, “bakanlık”, “TBMM başkan vekilliği” ve “milletvekilliği” ile ödüllendirmiştiniz. Daha sonra ağır suçlamalar yönelttiğiniz bu arkadaşları yeterince tanımıyor muydunuz?

Yoksa, seçimle gelinen bir yere, herkes gibi kendilerinin de gelme haklarını kullanmak istedikleri zaman mı kötü oldular?

MHP`nin bölünmesinden ve siyaseten yerlerde sürünmesinden derin ızdırab duyan bir partili olarak bizim yaptığımız şu veya bu adaya açık destek olmak veya aleyhinde çalışmaktan ziyade, tarafları sağduyuya davet etmekten ibaretti.

Zât-ı aliniz ile birlikte parti üst yönetimine; MHP’nin önünün açılmasını ve son olarak da madem ki bu kadar delege değişiklik arzu ediyor, o halde, “İnadı bırakıp haysiyetinizle çekilin!” çağrısı yapmaktan ibaretti.

Sayın Genel Başkan;

Yıllar önce lütfedip imzalayarak adımıza gönderdiğiniz “21. Yüzyıl ve 2023 Türkiye Vizyonu” başlıklı Büyük Kurultay konuşmalarınızı ihtiva eden kitapçığınızı değerli bir hatıra olarak saklıyorum.

Bu kitapçığın 15. Sayfasında:

“Kıymetli Ülküdaşlarım, Sevgili Bozkurtlar!

MHP’nin dışındaki hiçbir siyasi parti, Türkiye’nin sorunlarını kavrayacak, bölücü akımlara gereken dersi verecek, Türkiye’nin önüne yeni ufuklar açacak, devletimizi 21’inci yüzyılın lider ülkeleri arasına sokabilecek fikrî donanıma ve kadrolara sahip değildir.”

  1. Sayfasında:

“Türk Milliyetçiliği Davasının Değerli Mensupları!

“Bizim mücadelemiz, Türk milliyetçilerinin haysiyet mücadelesidir, onur mücadelesidir. Bizim mücadelemiz, dürüst ve seviyeli siyaset anlayışını hâkim kılma mücadelesidir.

Milletimiz, yıllardır tutulmayan vaadlerinde tutarsız politikalardan ve politikacılardan bıkmış durumdadır. İnsanımız, refah düzeyinin yükselmesini, enflasyonun düşmesini bekliyor. Çocuğuna kaliteli eğitim, kendisine ve ailesine bir ekmek kapısı istiyor.

Milletimiz, millî ve manevi zenginliklerinin yaşatılmasını, inançlarıyla oynanmamasını, kültür ve tabiat mirasının korunmasını istiyor. Milletimiz, sağlıklı işleyen bir demokrasi istiyor. Bunun için bizler, klasik politikacı tipini aşan, dürüst ve seviyeli bir siyaset anlayışını yerleştirmek zorundayız.”

ifadelerinizle sadece 1997`nin Türkiyesini değil, adeta 2022`nin Türkiyesini de tarif etmektesiniz.

İzin verirseniz, bu yüksek öngörünüze, hayranlığımı ifade etmek istiyorum.

Bir MHP`li olarak da Milliyetçi Hareket camiasına ve Türk milletine verdiğiniz vaadlerinizi neden yerine getirmediğinizi veya getiremediğinizin sebeblerini de sormak hakkını kendimde gördüğümü burada belirtmek istiyorum.

Sayın Genel Başkan;

Müsaade ederseniz, Haziran 2015 seçimlerinden sonra AK Parti Ankara milletvekili ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın danışmanı Aydın Ünal’ın, zât-ı alinize yönelik, burada tekrarından hicap duyacağım paylaşımlarına dönmek istiyorum.

Tabii ki, niyetim maraza çıkarmak ve kışkırtıcılık yapmak değildir.

Siyasi mücadelenin her türlü şiddetten uzak, Türk milletine ve camiamıza yaraşır nezaket ve nezahat ölçüleriyle yapılmasından yanayım.

Ama, Aydın Ünal’ın, şahsınızda bütün MHP`lilere yapmış olduğu bu hakaretleri aradan 7 yıl geçmiş olmasına rağmen hazmedebilmiş değiliz.

Belki çok iddialı bir söz olacak ama, eğer 1970`li yıllarda Milliyetçi Hareket’in “kurucu lideri” merhum Türkeş Bey`in “Şeref ve haysiyet cellatları” diye nitelendirdiği Aydın Ünal veya benzeri bir fani, böyle bir hakarette bulunmuş olsaydı, bizim neslimiz Ankara`nın yiğit ülkücüleri, o adama sadece Türkiye`yi değil, dünyayı dar ederdi, dar!

Şimdi soruyorum:

Her vesileyle “Devlet’in başına Devlet gelecek!”, “Hareketin lideri Devlet Bahçeli”  haykırışlarıyla yeri göğü inleten ve ne yazık ki, zât-ı alinize yönelik en küçük bir eleştiriye bile babaları amcaları yerindeki ülkücü büyüklerine pusu kuran, çirkin saldırılarda bulunan ülkücülükle ilgisi olmayan “Aldatılmışlar nerede?”diye sormadan geçemiyorum.

Ama ne yazık ki; bu şeref ve haysiyet celladı iddialarında haklı çıktı ve zât-ı aliniz, siyasi iktidar ile ilgili birçoğunu bizim de tasvip etmediğimiz bütün suçlamalarınızı unutarak, sözde bir “beka” tehdidinin arkasına sığınıp teslimiyetçi bir siyaseti tercih ettiniz.

Ne diyelim; baht utansın!

Devam edecek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here