MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP

0
74

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP*:
SAYIN MİLLETVEKİLİM,
Ülke ve millet olarak olağanüstü dönemlerden geçtiğimiz şu günlerde, TBMM ve ülke gündemini meşgul eden “Anayasa değişikliği paketi” ile ilgili bazı görüşlerimi ve düşüncelerimi bir Türk Milliyetçisi ve MHP seçmeni olarak sizinle paylaşmak istiyorum. 
Malumunuz olduğu üzere, Türkiye zor bir dönemden geçmektedir. Bir yandan yakın coğrafyamız ve komşu ülkelerdeki mezhep ve etnik temelli iç çatışmalar, öbür yandan özellikle son 15 yıldır adeta görmemezlikten gelinerek, sırtı sıvazlanarak, müsamaha gösterilerek hatta büyük tavizler verilerek tatmin edileceği zannedilen bölücü terör örgütünün ülkemizi kan gölüne çeviren eylemleri, cihatçı, selefi, sözde İslamcı DAİŞ terör örgütünün birbiri ardı sıra gelen alçakça saldırıları ve katliamları, uluslararası güçlerin yüz yıl önce tarihin çöp sepetine attığımız Sevr’i yeniden hortlatma çabaları …
Ülkeyi yönetenlerin çizdiği bütün pembe tablolara rağmen, Türk Lirası’nın hızla değer kaybederek USD’nin 4 TL’ye dayanmış olması, Euro’nun 4 TL’yi geçmiş olması, asla temenni etmemekle beraber bu yükselişlerin önümüzdeki günlerde de devam edeceğini göstermektedir. 
Türkiye’nin dış borçlarının devlet ve özel sektör olarak 400 milyar USD’yi aşmış olması iktisadi hayatımızın ciddi darboğazlarla karşı karşıya olduğuna işaret ettiği gibi bu borçların TL bazında %30 artması ülkemizin ve insanımızın %30 fakirleşmesi anlamına gelmektedir. Bu gidişle döndürülemeyecek dış borçlar sebebiyle arka arkaya yaşanacak işyeri kapanmaları ve iflaslar endişelerimizi artırmaktadır. 
15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra yaygın deyimle “fetö” sebebiyle açılan kanuni kovuşturmalarda “kurunun yanında yaş”ın miktarının orantısız bir şekilde artmış olmasından dolayı yaşanan aile faciaları ve ileride yaşanması muhtemel sosyal patlamalar memleketimizdeki iç barışı tehdit eder noktaya gelmektedir. 
Yine işsizlik oranının genel nüfusun %11-12’lerine tırmandığı ve bunların büyük çoğunluğunun üniversite mezunu gençlerden oluştuğu, 7 milyondan fazla insanın asgari ücretle geçinme mucizesini (!) gerçekleştirdiği bir ülkede o ülkenin millet meclisinin öncelikli gündemi birilerinin vazgeçilmez bir tutku haline getirdiği “süper başkanlık” payesini vermek için gece gündüz çalışması olmamalıdır. 
Hemen samimiyetle şunu ifade etmemiz gerekir ki, meselenin sadece Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ile bir ilgisi yoktur. Bu sebeple, ne MHP’li ne CHP’li ne HDP’li nede AKP’li hiçbir siyasi kişiliğe bu anayasa değişiklik tasarısındaki olağanüstü yetkiler verilmemelidir. Zira 2017’lerin Türkiyesinde Türk Milleti’nin ve Türk Devleti’nin kaderi, fiiliyatta hiçbir sorumluluğu olmayacak olan, devlet yönetimini tamamen keyfiliklere ve sonucunda maazallah aşırı otoriteleşmeye, dikta yönetimine götürecek olan bu tasarıdan biran önce vazgeçilmelidir. 
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı devasa meselelerin üstesinden gelebilmek için bir “Süpermen”e, bir “Hi-man”a, bir “Rambo”ya veya kendisine haşa -üzerinde cenabı Allah’ın sıfatlarını taşıdığı ifade edilen- ilahi güçler atfedilen bir “kişi kültü”ne, birinden 15 Temmuz’da maruz kaldığımız büyük zararlar yetmezmiş gibi yeni bir “Mehdi”ye ihtiyacı yoktur.
Mutlaka bir Anayasa değişikliği gerekli ise, aklın ve bilimin öncülüğünde, Türk Devlet geleneği tecrübelerinin ışığında, denge-denetim mekanizmalarının gözetildiği, kuvvetler ayrılığının açık ve net olarak yer aldığı, Devlet yönetiminde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin azami derecede kolaylaştırıldığı, Meclis’in daha da güçlendirildiği, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının teminat altına alındığı, hukukun üstünlüğünün ve adalet ilkelerinin vazgeçilmez bir kural olarak sadece kâğıt üzerinde değil, uygulamada da yerleştirecek bir anlayışın benimsendiği ve toplumun bütün kesimleriyle yapılacak geniş istişareler ve görüş alış-verişlerinden sonra gidilebilir. 
Bu sadece bizim şahsi görüşümüz olmayıp Türkiye’nin en saygıdeğer hukukçularının, saçlarını bu yolda ağartmış yüksek yargı mensuplarının ve Türk aydınları topluluğunun her türlü şahsi ve nefsi hesaplardan uzak, tamamen milli endişelere dayalı görüş ve kanaatleridir.
Halbuki yapılan kamuoyu araştırmalarında toplumun % 70’ine yakın bir kısmının bu anayasa değişikliği tasarısının muhteva ve mahiyetinden habersiz olduğu görülmektedir. Ayrıca sizleri oylarıyla Büyük Millet Meclisine gönderen MHP camiasının %80’e yakın bir kesiminin söz konusu anayasa değişikliği tasarısına şiddetle karşı olduğu da bir hakikattir. 
Meseleye bir de Türkiye’yi son 15 yıldır yöneten siyasi zihniyetin itimada şayan olup olmaması noktasından bakılırsa, bu zihniyet sahiplerinin siyasi sicillerinin hiç de parlak olmadığı görülecektir.
Tabii ki insanımızın günlük hayatındaki birçok faydalı kolaylıklar, sağlık politikalarındaki iyileştirmeler, her biri ayrı bir gurur vesilesi niteliğindeki alt yapı yatırımları, yollar, köprüler, hızlı trenler, tüneller, havaalanları, halen dışa bağımlılığımız devam etse de bilgi teknolojileri ve savunma sanayindeki gelişmeler takdir edilecek hususlar olup iftihar tablolarımız niteliğindedir. 
Bu hizmetleri gerçekleştirenlere hakkını teslim etmek ve minnet duygularımızı ifade etmek insani bir vecibedir. Lakin bunlar ülkeyi yöneten bütün siyasi iktidarların her halükârda yapması gereken hizmetlerdir. Bunun adı milliyetçilik değil, millet yararına yapılan işlerdir. 
Milliyetçilik ise, sizin de malumlarınız olduğu üzere; milletlerin siyasi müstakil varlıklar halinde yaşamasını sağlayan, milli devletle toplum arasında kader bağını kuran şuurdur. Mensubu olduğumuz büyük Türk Milleti’nin binlerce yıllık geçmişi ve tarihi tecrübelerinin ışığında, geleceğin “Milliyetçi büyük Türkiye”sini inşa azim ve gayretidir. Bunun yerine getirilmesi gereken maddi unsurlarının yanısıra, en önemli gerek şartı Türk Milleti’nin, milli tarih şuuruna sahip olmak, onu millet yapan bütün manevi unsurları geliştirerek, ortak bir geçmişe büyük bir geleceğe inanmış, kısaca sevinçte de tasada da bir olmuş bir “Türk Milleti mefkuresi”ni kafalarda ve gönüllerde hakim ve sürekli kılıp bir iman haline getirebilmektir.
Halbuki şu anki hakim zihniyet daha yakın günlere kadar her sabah “Amentü” okur gibi 36 etnik gruptan bahsederek tarihi, kültürel ve sosyolojik bir vakıa olan “Türk Milleti” kavramına inanmadığını her vesile ile ifade etmektedir. 
Bugün refah seviyesi daha da yükselmiş, ilerlemiş, kalkınmış, demokrasisi daha da gelişmiş bir “Büyük Türkiye geleceği için” sizlerden bir “kişi”ye olağanüstü yetkiler talep eden siyasi anlayışın “Türklük, vatan bütünlüğü, Türk dili, Türk devletinin bekası” v.b. konularda kafalarının ne kadar karışık, zihinlerinin ne kadar bulanık, geleceğe dair ufuklarının ne kadar karmaşık olduğu görülmektedir. 
Burada tabii ki kastımız AK Parti’ye oy veren ve temel meselelerde bizden farklı düşünmediğine inandığımız milyonlarca seçmen veya AK Parti’nin meclis grubundaki –yine bizden farklı düşünmediğine inandığımız- bir kısım Vatansever, Milliyetçi milletvekilleri değildir.
Kastımız, bu siyasi harekete hâkim olan zihniyet ve ülkeyi 15 yıldır yöneten siyasi anlayıştır ve bize göre esas arıza buradadır. 
Artık klasik bir deyim haline gelse de, “Milli birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç olunan bir zamanda” sözlerinin, bizatihi harekete geçilerek içinin doldurulması gerektiği inancındayız. 
Bugün Türkiye’nin selameti için sınır ötesi harekatlara girişen, dağlarda, ovalarda, şehirlerde milletimizin huzuruna hançer çeken hain teröristlere karşı göğüslerini siper eden askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız, TBMM’deki ve kamuoyundaki bu kısır tartışmaların Türk Milletini kamplara bölen bu manasız ısrarların bir an önce son bulmasını ve bütün Türk Milletinin arkalarında olduğunu görmek istemekte ve beklemektedirler.
SAYIN MİLLETVEKİLİM, 
Türkiye’nin siyasi gündemine bir anda gelen bu “ucube” anayasa tadil tasarısı ile ilgili olarak AK Parti’nin sayın milletvekillerinin tasarıyı destekleme konusunda bilemediğimiz mecburiyetleri olabilir. Esasen 2015, “1-Kasım” seçimleri ile ilgili AK Parti seçim beyannamesinde, parti kadroları başkanlık sistemini benimsediklerini açıkça ifade etmişlerdi. Ama Türk Milleti, AK Parti’ye tek başına anayasayı değiştirme yetkisi vermemiştir. 
Milliyetçi Hareket Partisi ise, 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerle ilgili Türk Milleti’ne sunduğu seçim beyannamesinde (bkz, s: 63) 
“…parlamenter demokrasilerde egemenliğin yegâne sahibinin millet olduğuna, siyasi iktidarların meşruiyetinin milli iradeye dayandığına, milli iradenin tecelli ettiği yerin ise Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğuna inanmaktayız. 
Partimiz hangi düşünce ve gerekçeyle olursa olsun, demokratik rejime ve parlamentonun anayasal yetkilerine dışarıdan her türlü müdahalenin gayrimeşru ve kabul edilemez olduğuna ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin; devletin kuruluş ilkelerine, Türk Milletinin ortak değerlerine, Türkiye’nin huzuruna ve kardeşliğine, parlamentonun itibarına ve yetkilerine ve siyaset ahlakına her şartta sahip çıkması gerektiğine inanmaktadır.
Milli iradeyi kılıf yaparak otoriterleşme eğilimini ise “Milli irade” anlayışı ile bağdaştırmamaktadır.” denilmektedir.
Gerek hakim zihniyetin sözcülerinin gerek MHP’nin sayın genel başkanının bu “başkanlık “ meselesi ile ilgili olarak birbirlerine karşı ifade ettikleri ağır sözlerin burada tekrarına bendeniz’in siyasi ahlak anlayışı müsaade etmemektedir. Peki o, günden bugüne ne değişmiştir?
Biz şimdi “söz’ün namus” olduğu anlayışından hareketle, siz değerli milletvekillerimizi bu konuda Türk Milleti’ne verdiğiniz sözü tutmaya davet ediyoruz. Bu sözünüzü yerine getirirken kamuoyunda dolaşan ve asla inanmadığımız “ahlaksız tekliflere”, “erken seçim şantajlarına” boyun eğmeyeceğinize inanmak istiyoruz. 
Böylesine ehemmiyetli bir meseleyi şahsileştirmek düşüncesinde değiliz. Lakin bir hatıramı sizinle paylaşarak Alparslan TÜRKEŞ –Devlet BAHÇELİ farkını ortaya koymak isterim. 
Sene 1975. TBMM’de temsil edilen Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi, “Milliyetçi Cephe Hükümeti” adıyla bir hükümet modeli üzerine çalışmaktadırlar. Milliyetçi Hareket’in lideri merhum Alparslan TÜRKEŞ, konuyu partisinin bütün kademelerinde istişare edip tartıştıktan sonra bütün vilayetlerdeki Ülkü Ocakları başkanları ve MHP Gençlik Kolları başkanlarını Ankara’da bir istişari toplantıya davet etmişti. Soğuk bir kış günü Ankara Cebeci’deki bir düğün salonunda bu toplantının yapıldığını dün gibi hatırlıyorum. Bütün gençlik yöneticisi arkadaşlarımız bu konudaki düşüncelerini ve bazı haklı endişelerini hiçbir tahdide, baskıya maruz kalmaksızın açıkça ifade etmişlerdi. Daha sonra da merhum TÜRKEŞ Bey yeniden söz alarak uzun ve geniş izahatta bulunmuşlardı. Bizlerde Ülkü Ocakları başkanları olarak bulunduğumuz vilayetlerdeki Ülkücü Gençlik kanaat önderleriyle konuyu enine boyuna istişare edip düşüncelerimizi yine Genel Merkeze bildirmiştik. 41 sene sonra geldiğimiz şu duruma bakınız ve kararı siz veriniz. 
Milliyetçi Hareket Partisi’nin ne başkanlık divanında, ne genel idare kurulunda, ne TBMM grubunda, ne il başkanları, ilçe başkanları, belediye başkanları seviyesinde, büyük kurultay delegeleri nezdinde ne de MHP tabanında tartışılmadan, istişare edilmeden alınmış olan bu destekleme kararını kabullenebilmemiz, içimize sindirebilmemiz mümkün değildir. Zira bu bir koalisyon görüşmesi değildir. 
Bu anayasa değişikliği Türk Milleti’nin, Türk Devleti’nin gelecek on yıllardaki kaderini bir “faniye” teslim etmek anlamına gelmektedir. Tarih boyunca hukukun üstünlüğüne inanmış Türk Milleti’nin, 21. yüzyıl dünyasında hakkettiği bir idare sistemi, hukukun üstünlüğünü ve millet iradesini esas alan bir idare sistemi olmalıdır.
Hiçbir istişareye ihtiyaç duymaksızın MHP’nin Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ’yi daha dün denilecek kadar yakın bir tarihte, başkanlık sistemi ile ilgili çok ağır ifadeler kullandıktan sonra hangi millî endişeler, hangi siyasi vaadler, hangi tehdit ve korkular böylesine anlaşılmaz bir karara sevketmiştir. Doğrusu anlamakta güçlük çekiyoruz.
SAYIN MİLLETVEKİLİM, 
Bu mektubum anayasa tadil tasarısıyla ilgili TBMM’de yapılacak olan 2. tur oylamadan önce elinize ulaşır mı bilmiyorum. Bir arkadaşınız, –sizler için bir anlamı varsa- bir Ülküdaşınız, bir seçmeniniz olarak ülkemdeki bütün namuslu vicdan sahiplerine ve sizlere sesleniyorum. Bu anayasa tadil tasarısına şayet 2. turda da evet oyu verirseniz, sadece şahsi siyasi geleceğinizi, MHP’nin siyasi geleceğini tehlikeye atmakla kalmaz; ülkemize, milletimize ve devletimize de yazık edersiniz.
Lütfen oy pusulasını alıp oy verme kabinine girerken Türk Milleti’nin son 15 yıldır hangi tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya kaldığını, hangi siyasi maceralara sürüklendiğini unutmayınız. 
Açılım politikalarıyla Türk Milleti’nin millî bütünlüğüne kastedercesine Milletimizin kanına dokunan, Türk yargısını, Türk adaletini aşağılarcasına seyyar mahkemeler kurdurup Milletimizin varlığına kastetmiş bölücü militanların şehirlerimizde birer kahraman gibi dolaştırılmasına göz yuman siyasi zihniyeti, Türk Milletine yeni bir “kara gün” yaşatan “habur rezaletini” unutmayınız. 
Bölgenin çocuklarına hizmet etmek, onları cehaletin pençesinden kurtarmak için birçok mahrumiyetleri ve ölüm tehditlerini göze alarak vazifeye koşan ve yine bölücü alçaklar tarafından kurşuna dizilen, bayrak direklerine asılan gencecik öğretmenlerimizin, bölgenin güvenliğini sağlamak için adeta çırpınan gencecik askerlerimizin, polislerimizin, korucularımızın şehirlerin ortasında sinsice yaklaşılarak enselerinden alçakça kurşunlanmasını ve bunların gözü yaşlı eşlerini, bir ömür boyu baba hasretiyle yanıp tutuşacak yavrularını unutmayınız. Her gün al bayrağa sarılı tabutlarla ülkemizin dört bir köşesine gelen, sıvasız evlere ateş düşüren şehit cenazelerini, bunların siyasi sorumlularının kimler olduğunu akıllarınızdan çıkarmayınız.
Basına da sızan ve artık Türkiye’de 7’den 70’e herkesin bildiği meşhur “Oslo” görüşmelerinde bölücü terör örgütüne Türkiye’nin birliğine, vatanımızın bütünlüğüne, Devletimizin bekasına kastedecek hangi tavizlerin verildiğini ve bunların siyasi mes’ullerini unutmayınız. 
Dünyanın hiçbir ülkesinde Devlet televizyon ve radyolarından 24 saat süreyle resmi dilin dışında yayın yapılmazken, yine sözde “açılım” politikalarının bir gereği olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin televizyonlarından 24 saat süreyle -Türkiye’nin belli bölgelerinde çok farklı lehçe ve ağızları bir yapay dil etrafında birleştirme gayretkeşliğiyle- yapılan yayınları ve bunun sonunda kaçınılmaz olan yapay dil=yapay millet oluşturma çabalarını unutmayınız. 
Sözde çözüm politikalarına zarar gelmemesi düşüncesiyle Türkiye’nin güneyinde ve doğusunda -Oslo görüşmelerinde bizzat devlet temsilcilerinin ifade ettiği söylenen- “şehirlerimizin birer bomba yığını haline getirilmesine” halk arasındaki yaygın deyimle taşların bağlanıp köpeklerin salıverilmesine, bütün bunların önceden bilindiği halde hiçbir tedbir alınmayarak 2015 seçimlerinde bölücü partinin eş genel başkanının “seni başkan seçtirmeyeceğiz” hitabı sonrası çıkan hendek savaşlarında bine yakın askerimizin, polisimizin şehit olmasının, şehirlerimizin birer harabeye döndürülerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütçesine milyar dolarlarca maliyet getiren ihanetleri ve bunların siyasi mes’ullerini akıllardan çıkarmayınız. 
PKK’lıların, bölücü parti mensuplarının bile içine sindiremediği bu “süper başkanlık” tasarısını MHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmesini nasıl içinize sindireceksiniz? 
Ataları, yaşadığı topraklarda düşman işgaline uğradığı için Anadolu’ya, Türk Milleti’nin alicenaplığına sığınan birtakım kişilerin siyaseten sorumlu mevkilere geldikten sonra hiç utanmadan, sıkılmadan, namertçe “biz yıllarca bu ülkede kendi kimliğimizi söyleyemedik”, “AK Parti sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diyen “babuş dillileri”, “Zafer” sarhoşlarını ve bunlara hiçbir ikazda bulunmayıp hala hoşgörü ile karşılayanları unutmayınız. 
Ortadoğu coğrafyası ve İslam aleminin sözde liderliğine talip olduktan sonra “değerli yalnızlık”a mahkum olup sadece kendilerini değil, Allah göstermesin milletimizin de “stratejik derinlik”te boğulmasına, komşularla “sıfır sorun”dan ülkemizin bir ateş çemberiyle kuşatılmasına sebep olan “Genişletilmiş Ortadoğu Eş-Başkanlığı”nı unutmayınız. 
İdeolojik tutkularla, millet hayatıyla kumar oynamaya hiç kimsenin hakkının olmadığı gibi devlet idaresi de acemi oğlanlar kışlasında talim yapmaya benzemez. Devlet idaresi önce ahlak sonra adalet, feraset ve basiret ister.
Biz temsil ettiği makama yakışır bir uslüple, hiç gocunmadan, göğsünü gere gere “Ben Türküm” diyebilen ve bunun gereğini yerine getiren siyaset ve devlet adamları arıyoruz. 
Emevi Camii’nde Cuma namazı kılma hayalinden, Diyarbakır Ulu Camii’ne ancak bir koruma ordusu eşliğinde gitmek zorunda kalan hayalperestlerin düştüğü hamakati unutmayınız. 
17-25 Aralık rezaleti ile ortaya çıkan ve şüyu’u vukuundan beter yolsuzluk söylentilerini, Bakan çocuklarının evlerinden çıkan milyon dolarları, para sayma makinelerini, ayakkabı kutularını, “paraları sıfırla”, “alo Fatih” talimatlarını unutmayınız. Bugün meclisteki çoğunluğu sebebiyle “yüce divan” da hesap vermekten kurtulsalar bile yarınlarda muhtemel bir iktidar değişikliğinde “yüce divan”a gideceği kesin olan bir kısım siyasilerin bu anayasa tadil tasarısına bir “can simit”i gibi yapıştıklarını unutmayınız.
Milletlerarası anlaşmalarla Türk toprağı kabul edilen ve şairin, “Şehitlerim uyur gurbet ellerde, kimi Semerkant’ta bekler beni kimi Caber de” mısralarında ifade ettiği Caber’deki Süleyman Şah Türbesi’ni DAİŞ’e terk edip büyük bir zaferle (!) Anadolu içlerine taşıyan siyasi dehaları (!) unutmayınız. 
Ege denizinde hemen burnumuzun dibindeki yüzlerce adamız’ın Yunanistan tarafından bir oldu bittiye getirilerek resmen işgaline göz yuman, Kıbrıs’ta büyük mücahid merhum Rauf DENKTAŞ’ı aleyhinde kampanyalar açarak tesirsiz hale getiren ve Avrupa birliği hayalleriyle, Rumların bile kabul etmediği Annan planını Kıbrıs Türklüğüne kabul ettiren başarılı (!) diplomasiyi unutmayınız. 
Dünyanın hiçbir yerinde terör örgütleri silah bırakmadan onlarla görüşme yapılmamasına, terör örgütleri ile devletin pazarlık yapmamasına rağmen, bölücübaşıyla İmralı’da yapılan gizli pazarlıkları, İmralı ile Kandil arasındaki turistik seferleri, Diyarbakır Meydanı’nda okutulan bölücübaşının bildirilerini, Şivan PERVER’in Mehmetçiği hedef alan alçakça saldırıları kastederek “Vur Gerilla Vur” hezeyanlarını zevkten dört köşe, ağzı kulaklarında dinleyen ve Barzani’ye “Kak Mesut” (Mesut Ağabeyi) hitabıyla temsil ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yüksek makamını hiçe sayan siyasi ahmakları unutmayınız.
Önceleri, can-ciğer kuzu sarması olurken daha sonra PKK’nın Suriye kolu ilan ettikleri PYD’nin sınırlarımıza yakın “Ayn ül Arap”ı yeniden ele geçirmesi için Barzani’nin silahlı Peşmergeleri’nin Türkiye toprakları üzerinden geçmesine göz yuman ve böylece Kobani’nin PYD tarafından Türkiye’ye karşı bir saldırı üssü olarak kullanılmasına zemin hazırlayan siyasi dehaları (!) unutmayınız.
Barzani’nin silahlı güçleri Türk topraklarından ellerini kollarının sallayarak geçerken, üzerlerinde T.C. kimlikleri taşıdıklarını unutan bazı bedbahtları, “Biji Obama” (Yaşasın Obama) diye tezahürat yapan “Amerikan uşakları”nı ve bunlara göz yuman siyasi zihniyeti unutmayınız. 
Bütün bu karanlık ve utanç verici hadiselerin yeniden yaşanmamasının garantisi, sizce nedir? Bu talihsiz siyasi anlayış, olup bitenlerden ders çıkarmış mıdır? Hiç sanmıyoruz. Fırsat bulduklarında aynı gafletleri sergileyeceklerinden şüpheniz olmasın. 
Milletimizin ve Devletimizin geleceği için yanılmış olmayı doğrusu çok isterdik.
Ve’l hasıl SAYIN MİLLETVEKİLİM;
MHP’nin TBMM’deki Anayasa görüşmelerinde, 39 oy’unun Türkiye’nin, Türk Milleti’nin, Türk Devleti’nin geleceği ile ilgili hayati ehemmiyet taşıdığını unutmayarak ileride Millet ve tarih önünde mes’ul olmaktan kurtulmak istiyorsanız, takdir ve hayır dualarıyla anılmak istiyorsanız bu Anayasa değişiklik teklifine “HAYIR” diyerek, Milletimizin hayırlı geleceğine hayırlı bir başlangıç yapınız.
Selam ve saygılarımla. 
Efendi BARUTCU
Nasuh Akar Mah. Süleyman Hacı Abdullahoğlu Cad.
Nu: 5 / 5 Balgat Çankaya ANKARA
Tlf: 0 532 334 4297
El-mek: efendibarutcu1@gmail.com
*Bu mektubun birer örneği MHP’yi TBMM’de temsil edilen bütün Sayın Milletvekillerinin TBMM adreslerine PTT vasıtasıyla 14/01/2017 tarihinde gönderilmiştir.
Aynı mektubun bir özeti de 16/01/2017 tarihli Yeniçağ gazetesinin 10. sahifesinde konuk kalem köşesinde yayınlanmıştır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here