SEVGİNİN GÜCÜ

0
47

Sevgili Öğretmenim,

Soğuğun en keskin zamanında karşıma çıktınız. Kışın ortasında doğduğunuz yerlerden çok uzaklarda bizim için kara tahtanın önüne geçtiniz. İlk gördüğümde “Bu kız çocuğu mu öğretmen?” diye aklımdan geçti. Sonra llk konuşmanız bizimle ilk tokalaşıp hoş bulduk demeniz ne güzeldi. Hoş geldiniz dememizi ilk saniye öğrettiniz. Ben şaşırdım çünkü ilk defa siz bizimle tokalaştınız. Çok öğretmenim oldu öğretmenim. Sayısını aklımda tutamadım, gelen öğretmenin suratına alışmadan diğeri geldi. Ben de Diyarbakırlı olanları hep sevdim, onlarla anlaştım.

Tebeşiri yavaşça avucuma bırakıp tahtaya çağırdığınızda çok heyecanlandım. Ankara’nın başkent olduğunu, 8. Sınıfta tahtaya yazdırmak sizin için de zordu. Bana söylenilenlere inat kafamdakilerin tersini yazıyordum. Hem de İngilizce yazıyordum. Surları, On Gözlü Köprü’yü, karpuzu, Malabadi’yi turistlere nasıl anlatacağımızı söylediğinizde dünyalar benim oldu. Ben size neden buraya geldiniz diye sormuştum. Siz devletin bizim için sizi gönderdiğini ve “sizin hizmetkârınızım, var mı emriniz” demiştiniz. Allah Allah, şaşa kaldım.
Kürtçe konuşunca dayak atarsınız diye korktum. Siz sadece bakıp İngilizce, Almanca konuşunca susup Türkçe konuşmamız gerektiğini anlamıştım. Soruları doğru yapınca bana verdiğiniz kalemi hala saklıyorum. Dedem öldüğünde derse geç kalmıştım siz “başın sağolsun” deyip el-fatiha demiştiniz. Arkadaşlarım da dua etmişti. Ağladım ama çok sevindim de. Deniz görmüş, büyük şehirlerde okumuş birinin bizim duamızı okuyacağını bilmezdim. Her Perşembe akşamı sizin ölmüşleriniz için de dua ediyorum hocam.
Başta annenizden, babanızdan, kardeşlerinizden sonra sizi okutan öğretmenlerinizden ve sizi bize gönderen devletten Allah razı olsun (Artık tece demiyorum, Türkiye Cumhuriyeti diyorum öğretmenim).

Kitaplarımızın ilk sayfalarını yırtık görünce çok üzülmüştünüz, gözlerinizi hep gülerken görmüştük. İlk defa gözleriniz dolmuştu. Ben kitabımı niye yırtmıştım, o zaman böyle sordunuz. O zaman bilmediğimi söylemiştim. Şimdi biliyorum öğretmenim. Bana ne İstiklâl Marşı’nı, ne Atatürk’ü kimse anlatmadı. Siz ezberleyene kalem kutusu hediye edeceğim dediğinizde sadece kalemlik için çalışmaya başladım. Sekiz yıldır okula gidiyordum, hiç kalemliğim olmamıştı. Evde ezberlemeye çalışırken babam okuduğumun asker marşı olduğunu söyledi ve bana kızdı. Size sorduğumda bunu yazan adam veteriner ve Arnavut asıllı dediniz. Demek ki ben okuyabilirdim ve ezberleyebilirdim. Siz böyle diyene kadar ben de leşker(asker) şarkısı mı okuyacağım diye düşünmüştüm.

Evimize davet ettiğimde reddedersiniz diye çok korktum. İçeri sizinle girince dünyalar benim oldu. Ne dediğini hiç anlamadığınız halde neneme gülümsediniz, elini öptünüz, duasını istediniz. Ağabeyimi, ablamı sordunuz. Ne diyeceğimi bilemedim. Fotoğrafları vardı ama kendileri yoktu. Ben de bilmiyordum. Diyarbakır’dalar dedim, size yalan söyledim…
Okumak… Hayalim oldu ve çok çalıştım. Kardeşim benim gibi öğretmenine mahcup olmasın diye okulda olacaktım. Benim gibi çok vardı ama onlara panzere isabet ettirirlerse 500 TL, ettirmezlerse 250 TL verileceği söylendi. Şimdi sokaktalar, ne zaman bir şey olsa telefonları yepyeni eve geliyorlar. Ben şimdi şehir dışında bir öğretmen lisesinde okuyorum, sizin gibi. Korkuyorum öğretmenim, size bir taş gelir diye korkuyorum. Onlara başka yollar gösteren olmadı, ben de bir kalemlik kazanacağım diye okudum. Sonra dediğiniz gibi benim kılıcım kalemim olmalıydı.

Adının anlamını bilmeyen olmamalı derdiniz. Ben Şilan’ın anlamını öğrendim öğretmenim. Yaban gülü, dağ gülü demekmiş. Adımı sevmez oldum. Ben dağ gülü değil sizin gibi bir ova gülü olacağım ve sizin öğrettiğiniz gibi:
“I LOVE YOU, YOU LOVE ME, WE LOVE OUR COUNTRY AND OUR FLAG (BEN SİZİ SEVİYORUM, SİZ BENİ SEVİYORSUNUZ, BİZ ÜLKEMİZİ VE BAYRAĞIMIZI SEVİYORUZ)”
Şilan Göksu
Diyarbakır

Aziz okuyucular,
Şilan kızımızın bu samimi mektubuna muhatap olan öğretmeni Gökçen Öğretmen Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde öğrenciyken ortak fikri çalışmalar yaptığımız Ülkücü Türk Milliyetçisi gençlerimizdendi.
Gökçen kızımızın ilk tayini 2010 Aralık ayında Diyarbakır’ın Kocaköy İlçesi İlköğretim Okulu’na çıkmıştı. Nasıl bir yüksek vatanseverlik ve mesuliyet duygusuyla vazife yaptığını öğrencisinin mektubunda okumaktayız. Bize yazıp okul için bir kitaplık kurma fikrini açmıştı, biz de dost ve arkadaşlarımıza duyurmuştuk, çok zengin bir kitaplık kurulmuştu. Daha sonra Gökçen kızımız evlendi, tayini Diyarbakır Merkez’e çıktı. 6-7 Ekim 2014 tarihinde- şimdi bazı çevrelerin masum barış elçisi diye takdim ettikleri Selahattin Demirtaş’ın- çağrısı ile bir ayaklanma provası yapan bölücüler, başta Diyarbakır olmak üzere Türkiye’deki birçok şehrimizde kanlı olaylar çıkarmışlar, onlarca masum vatandaşımızın kanına girmişlerdi.Bilgi ve kitap düşmanı bölücü teröristler okula kurulan kitaplığıda yakmışlardı. Olayların bahanesi de Türkiye Cumhuriyeti’nin Ayn-ül Arap (Kobani) olaylarında DEAŞ’lılarla çarpışan PKK-PYD’lilere yardım etmemesiydi. Sonunda utanç verici bir gelişmeye şahit olduk, Irak’ın kuzeyinde çöreklenen sözde özerk bölgedeki Barzani’nin silahlı adamları uzun araç konvoyları ve silahlarıyla beraber hem de Cumhuriyet’in ilanının 91. yıl dönümü olan 29 Ekim 2014 günü Türkiye topraklarından geçirilerek bölgeye gönderildi.
Olaylar başladığında Diyarbakır’da resmi lojmanda kalan Gökçen kızın bana hitaben can havliyle yazdığı “…etrafımız ateş çemberine döndü, teröristler lojmanlara da patlayıcı atıyor ateş ediyor, çok zor durumdayız. Lütfen bize yardım edin.” çağrısını hiç unutmuyorum.
Değerli okuyucular, yazımızın başlığı “Sevginin Gücü” idi. Bir öğrencisinin mektubundan da göreceğimiz üzere -uzun yıllardan beri bölgede Aybüke öğretmenden Necmettin öğretmene kadar yüzlerce gencecik öğretmenimiz bölücü ihanet çeteleri tarafından şehit edilse de- Gökçen kızımız ve Türkiye’nin güneyinde, doğusunda bir ibadet aşkıyla vazife yapan öğretmenlerimizin öğrencilerinin gönüllerine serptiği sevgi tohumları yeşerecek ve bölücü ihanete karşı en büyük gücümüz bu olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here