DR. İRFAN SÖNMEZ’İN KİTAPLARI ÜZERİNE – 2

0
6

İrfan Sönmez, ülkedeki tüm bu gerilemeleri gören, acısını hisseden, büyük bir sorumluluk duygusuyla ve heyecanla kaleme sarılan isimlerden. Yazının başında da değindiğimiz gibi son 5 yılda üç önemli esere imza attı. Bunlardan ilki “Ana Dille Eğitim, Milliyetçilik, AB Hukuku”dur. Sönmez, bu kitaba giden yolu kitabın giriş bölümünde şu şekilde açıklıyor: 

”Ayrılıkçı milliyetçilikleri incelerken ortak noktalarına yoğunlaştım. Gördüm ki hepsinin ortak noktası ana dilde eğitim talebi. Başlarda bu talep bana gayet olumlu ve haklı bir talep gibi geldi. Ama okudukça gördüm ki dil sadece bir iletişim vasıtası değildir. Aynı zamanda bir kimlik ve ulus inşa aracı. Ortak bir dile sahip olmayan, farklı diyalektleri konuşan topluluklar ancak standart bir dile kavuştuklarında ortak bir bilinç yaratabilirler. Yani dil aslında millet inşasının en önemli ve müessir aracıdır. Bir yerde ana dilde eğitim talebi varsa aslında millet olma talebi var demektir. Bir ülkenin buna vereceği cevap aslında aynı devlet çatısı altında farklı uluslar oluşturmaya verdiği cevaptır. Ülkenizde farklı uluslar oluşmasını istiyorsanız bu talebe cevabınız evet olacaktır. Aksi takdirde cevabınız hayır olacaktır.” 

İrfan Sönmez‘in bu açıklaması, kitabın hayat bulmasında ki esas saikin ne olduğunu anlatmaktadır. Gerçekten de günümüzde dili parçalanan topluluklar siyasal anlamda parçalanmasalar da içlerinde tam bir parçalanmışlık hali yaşamaktadırlar. Kanada’da Quebec, İspanya’da Bask ve Katalan bölgeleri, Belçika’da Flamanca-Fransızca ayrışması bunun en açık örnekleridir. 

Kitap, dilin millet oluşturmadaki tesirini, milliyetçilikle ilişkisini inceledikten sonra projektörlerini AB Hukuku ve AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarına çevirir. Türkiye’de maksatlı ve bilinçli bir propaganda ile AİHM‘in ana dilde eğitime cevaz verdiği iddia edilirdi. Sönmez kitabına aldığı mahkeme kararlarıyla bu iddiayı çürütüyor ve AİHM‘in ana dilde eğitim hakkını korumadığını, bunu milli devletlerin kendi politikalarına bıraktığını ifade ediyor. Kitapta AB ülkelerinden verilen örneklerle de savunduğu fikirleri gerekçelendiriyor. 

Gerçekte AB ülkelerinin çoğunda da eğitim tek dille yapılmakta, istisnaları ise hegemonyayı garantiye aldıktan sonra bu hakkı çok sınırlı olarak küçük topluluklara tanımaktadır. Sönmez, kitabında resmi dilin yanına başka bir dil ile eğitimin konulması halinde zamanla toplumun birbirini anlayamaz hale geleceğini, buna bağlı olarak kopuş ve savrulmaların olacağını savunuyor. Ülke yöneticilerini ve ısrarla Türk milliyetçilerini ikaz ediyor.

İrfan Sönmez, ikinci kitabında da birinci kitabının izinde yürüyor, ”Kürt Sorunu mu, Devletleşme Sorunu mu ?” diye sorarak Türkiye’nin en önemli meselesinin terör ve bölücülük olduğunu ısrarla belirtiyor. İlk kitabında ortaya koyduğu fikirlerden hareketle, “Kürt Sorunu” diye dillendirilen meselenin aslında bir devlet talebi olduğunu, taleplerini de bu hedefin şekillendirdiğini ifade ediyor. 

 

Kitap, bütün dikkatini son yüzyılda etnik bölücülüğün çalışmalarına veriyor. Bölücülüğün röntgenini çekiyor, yapılan yanlışları, hataları bir bir ortaya koyuyor. Ancak kitabı benzerlerinden ayıran taraf, benzer meseleleri yaşayan ülkelerden yapılan mukayeseler ve yol gösterici bilgilerdir. Kitabı okurken sadece PKK ihanetini görmekle kalmıyor, aynı zamanda IRA‘nın, ETA‘nın, Sri Lanka’da Tamil Kaplanları’nın ne yaptıklarını, hangi yollarla denklem dışına itildiklerini de öğreniyorsunuz. Terör ve ayrılıkçılıkla ilgili zengin bilgiler sunan kitap bilgi vermekle yetinmiyor, Türkiyedeki bölücülükle mücadelenin yollarına dair de ciddi teklifler de getiriyor. Kitabın kısa zamanda iki baskısının tükenmesi verdiği bilgi ve getirdiği çözüm çarelerinin gerekli karşılığı bulduğunu göstermektedir. 

İrfan Sönmez‘in üçüncü kitabı, “Self-Determinasyon, Ayrılma Girişimleri ve Kürtler”dir. Kitap ilk iki kitabın tamamlayıcısı gibidir. Sönmez‘i kitabı yazmaya sevkeden husus bir gün bu konunun karşımıza çıkarılabileceği ihtimali ve endişesidir. Onun için bu kitapta yerli yabancı kaynaklardan çok ciddi bir araştırma ile kendi kaderini tayin hakkının anlam ve muhtevası verilmiş,  devletlerin nasıl kurulduğu, nasıl tanındığına dikkat çekilerek farklı toplulukların -ayrılma hakkı- incelenmiştir. Kaynakçaya bakıldığında 400 civarında yerli ve yabancı kaynağa atıf yapılması yapılan çalışmanın bilimsel değerini ve verilen emeğin büyüklüğünü göstermeye kafidir. 

Bilindiği gibi Self-Determinasyon, halkların kendi kaderini tayin hakkının İngilizce ifadesidir. Halk olan her grubun kendi kaderini tayin hakkı vardır. Ancak uluslararası hukukta herkesin kabul ettiği bir halk tanımı yoktur. Devletler içlerindeki azınlık grupların taleplerinden korktukları için halkı tanımlamaktan kaçınmışlardır. Ancak bu Sönmez‘in ifadesiyle bu hakkı sahipsiz bırakmamış, tam aksine halk statüsünde olsun olmasın her farklı grubun kendini halk olarak tanımlayıp self-determinasyon hakkından yararlamak istemelerine yol açmıştır. Günümüzde devam eden çatışmaların çoğunun bu haktan kaynaklanan motivasyonla hareket etmesi, Sönmez‘in tespitini doğrulamaktadır. 

Kitapta Filistin, Çeçenistan, Kıbrıs, Katalonya gibi bölgesel halklar incelendikten sonra Türkiye Kürtleri incelenir. Dört yüz sayfalık kitapta tam 100 sayfanın Kürt meselesine ayrılması bu konunun ne kadar etraflı bir şekilde ele alındığını gösterir. Sönmez, milliyetçi kimliğine rağmen konuya eğilirken taraflı davranmaz, son derece tarafsız davranarak konuyu uluslararası hukukun ölçüleriyle ele alır. Uluslararası hukuka göre 3 halkın self-determinasyon -ayrılma- hakkı vardır. Bunlar, sömürge altında olan halklar, yabancı işgali altında olan halklar ve ırkçı, baskıcı rejimler altında yaşayan halklardır. Türkiye Kürtleri bu üç grup esas alınarak incelenir. 

Bölücü çevrelere göre Kürdistan Türkiye’nin sömürgesidir. Oysa uluslararası hukuk tuzlu su doktrini ile sömürgeciliği tarif etmiştir. Tuzlu su doktrini şudur:”Sömürenle sömürülen ülke arasında deniz ve etnik farklılığın olması.” Muhayyel Kürdistan ile Türkiye arasında tuzlu su- deniz- olmadığına göre bu ölçüyü Türkiye Kürtlerine uygulama imkanı yoktur

İkinci ölçü yabancı işgalidir. Uluslararası hukuk yabancı işgalini son yüzyılda yani yakın geçmişteki işgallerle sınırlar. 3-5 asır önceye gitmenin dünyayı yaşanmaz hale getireceğini 3 asır önce ABD ve Kanada gibi ülkelerin, 5-6 asır önce de Rusya ve bir çok Avrupa ülkesinin olmadığını söyler. Türkiye bu coğrafyada en az 10 asırdır bulunuyor, Dolayısıyla bu ölçüyle de bir hak talebinde bulunmak mümkün değildir. Ayrıca Türkiye Kürtleri’nin ataları –özellikle Sünni Kürtler- Anadolu coğrafyasına “Yavuz Sultan Selim Han- Şah İsmail” mücadelesi sırasında İran’ın güneyinden göçüp gelmişlerdir. Bölgedeki zaman içerisinde Kürtleşen Türk Boyları da ayrı bir meseledir.

Üçüncü ölçü, ırkçı, baskıcı yönetim biçimidir. Bu yönetim tarzından kasıt, ağır insan hakları ihlallerinin olması, bunların sürekli olması, düzelme ihtimalinin bulunmaması ve bu haksızlıkları denetleyecek mekanizmaların olmamasıdır. Uluslararası hukukçular buna şu örneği verirler, alelade baskı böyle bir hakka meşruiyet kazandırmaz, mesela azınlıkta kalan topluluğa münhasır özel vergilerin konulması, o topluluk saldırıya uğradığı zaman devletin korumaması, kültürlerinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması gibi uç örnekler. 

Türkiye‘de böyle bir durum var mıdır ? 

Yoktur

Anayasa Yüksek Mahkemesine bireysel başvuru hakkı var mı ?

Vardır.

İnsan hakları ihlalleri AİHM‘in denetiminden geçiyor mu ? 

Geçiyor. 

İhlallerin bedeli devlete ödetiliyor mu ? 

Ödetiliyor. 

Bu durumda ırkçı-baskıcı yönetim ölçüsü de bu ülkede yaşayanlar için geçerli değildir. 

Kısacası İrfan Sönmez, uluslararası hukuku esas alarak yaptığı bu çözümleme ile Türkiye’de herhangi bir etnik grubun ayrılma hakkı olmadığını söylemektedir.

Sönmez‘in kitapları ile ilgili çok şey söylemek mümkün. Ancak bir yazı çerçevesinde en fazla bunlar söylenebilir. Kürt meselesi ve bölücülüğü bütün yönleriyle öğrenmek isteyenler için İrfan Sönmez‘in kitapları başvurulacak kitapların başında geliyor. Her kitabın, meselenin ayrı bir yönüne neşter vurması, hepsini de okunması gerekli kitaplar haline getiriyor. 

Bugün Türkiye ve Dünya da ayrılıkçı çevrelerin çok ciddi entelektüel çabaları var. Bu çalışmalar karşısında suskun kalmak Türkiye’yi savunmasız hale getirir. Sönmez, milliyetçi bir aydın olarak sorumluluğunu yerine getirmiş, bize düşen de bu çalışmaların hak ettiği ilgiyi görmesi ve politika oluşturmada  yararlanılması için ilgililerin dikkatinin çekilmesidir.

Halisane temennim, İçişleri Bakanlığı’nın bu üç kitabı da bütün Kaymakam ve Valilerin okumasını ısrarla tavsiye etmesidir, Adalet Bakanlığı’nın her kademedeki bütün Yargıç ve Cumhuriyet Savcılarına bu kitapların okunmasını tavsiye etmesidir. 

İkincisi temennim Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın yabancı ülkelerdeki Türkiye Büyükelçiliği mensuplarına bu üç kitabı tavsiye etmesi ve okutmasıdır. 

Üçüncü temennim ise bütün Hukuk Fakültesi öğrencilerine bu üç kitabın yardımcı ders kitabı olarak tavsiye edilmesidir.

Her türlü bölücü ihanete karşı Milletlerarası camianın huzuruna doğru ve tatmin edecek sağlam bilgilerle çıkmamız gerekmektedir. Türkiye’nin bu bölücü terör karşısındaki haklılığı konusunda dünya çapında bir kamuoyu oluşturamazsanız şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakarlıklarının karşılığını veremediğimiz gibi birçok meselede olduğu gibi bunda da yanlızlığa mahkum oluruz.

Dr. İrfan Sönmez Bey’in ilgili kitaplarının künyesi şu şekildedir:

“Ana Dille eğitim, Milliyetçilik, AB Hukuku”, Bilgeoğuz Yayınları. 

“Kürt Sorunu mu, Devletleşme Sorunu mu?”, Bilgeoğuz Yayınları. 

“Self-Determinasyon, Ayrılma Girişimleri ve Kürtler”, Altınordu Yayınları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here